Sistemin Seslenişi -1

Ahmed Hulûsi

"ALLAH"A İMANLI MIYIZ

Sahâbenin bazılarına hitâp eden bir Âyet Kur’ân-ı Kerîm`den:

Arâbîler, “îmânlıyız” dediler… De ki: “Siz îmânlı değilsiniz!… Ancak müslüman amelleri yapıyorsunuz”!…

Henüz bilinçlerinde îmân yoktur!. Eğer itaat ederlerse Allah’a ve Rasûlü’ne, yaptıklarınızdan hiç bir şey boşa gitmez!. Kesinlikle Allah Gafûr ve Rahiymdir..

“Mümin”ler onlardır ki, Allah’a ve Rasülü’ne "B" sırrının idrâkı içinde îmân ederler ve bu îmândan şüpheye düşmezler; bunun neticesi olarak da sorumluluklarındaki tüm malları ve bilinçleri ile hiç bir karşılık beklemeden bu yolda cihâd ederler. İşte onlar “îmân” ehlidirler.” (Hucurat:14-15)

“Ey müminler yapmayacağınız şeyi niçin söylersiniz?…

Yapmayacağınız şeyi söylemeniz Allah indinde büyük azâba yolaçar”!. (Saf: 2-3)

“Yakınlarınız ve evlâtlarınız kıyâmet gününde size hiç bir fayda vermeyecektir; onlarla aranız açılacaktır..” (Mümtehıne:3)

“Allah`ın kendilerine gazâb ettiği kavmi dost edinenleri görmedin mi?…

Onları ne malları, ne de evlâtları hiç bir şekilde Allah’tan kurtaramaz. Onlar azâb ehli olarak sürekli azâpta yaşarlar.

Ve onlar hakikaten kendilerinin bir gerçek üzerinde olduklarını sanırlar… Dikkat edin onlar yalancıdırlar”!.. (Mücadele 14, 17-18)

İsterseniz bu Âyetler üzerine düşünelim biraz…

Önce şunu farkedelim birinci Âyet anlamından;

Îmân bilgisine sahip olması ve müslümanlığın gereği olan fiillleri uygulaması, onun îmânlı bir kişi olduğunu göstermemektedir, bu Âyetten çıkan anlama göre!… Hattâ, bu kişi imansız biri dahi olabilir tümüyle, gene bu Âyetteki işarete göre!… Zirâ, fiiller şüphe veya red düşüncesine rağmen ortaya konulabilir.

Kişi inanmadığı halde, menfaati gereği veya içinde bulunduğu şartlar gereği, nezâketi gereği, çevresindekilerin kalbini kırmamak için, ya da bunların çok daha ötesindeki başka düşünceleri dolayısıyla ikiyüzlülük yaparak, bazı söz ve davranışları ortaya koyabilir!. Bu filleri asla “îmân” esaslarının sonuçlarına dayanmayan; kişisel çıkar doğrultusunda olan fiillerdir… Elbette ki burada “kişisel çıkar” sözünü geniş kapsamlı anlamak gerekir.

İman ve imansızlık!.

İnandığını söylemek, ya da ikiyüzlülük veya sahtekârlık yaparak inanmadığı şeyleri söylemek!. Ve buna kendi vicdanını tatmin edecek kılıflar bulmak!..

Bu yüzden demiş Celâleddin Rûmi, “ya olduğun gibi görün, ya da göründüğün gibi ol” diye…

Bu zordur!. Çok zordur!.. İnsana çok şeyler kaybettirir böyle olmamak!.

Bunu ancak, “ALLAH”a îmânı dolayısıyla her kaybı göze alabilecek nâdir insanlar göze alabilir!. Kaybedecek hiç bir şeyi olmayan “fakîr”ler göze alabilir!. Çünkü onlar Allah için yaşarlar, kimseden bir şey ummaksızın!… Herkesin yarın kaybedeceklerini, onlar dünden kaybetmişlerdir!.

İnsanlarla “Allah için = fiysebilillah” bir arada bulunur ve “Allah için = fiysebilillah” konuşurlar!..

Bunu kaldıramayanlarda elbette onlardan uzaklaşırlar ve Rab edindikleriyle baş başa yaşarlar!. Sonra o Rab edindikleri, kıyâmetlerinde onları terkeder gider; “Allah gazâbı” demek olan “Allah’tan uzaklıkları” içinde, yalnızlıklarının sonucu olan azâbı yaşarlar tek başlarına!.

Yapamayacağın şeyi niçin söylersin?” hitâbı bunun için çok önemlidir!.

Îmânlıyım” demek bunun sonuçlarını yaşamak demektir!..

Îmân, getirisi olan fiilleri ortaya koyup, o fiillerin getirisini yaşamak içindir!.

Îmânın gereği olan fiilleri uygulamadan; îmânın getirisi olan bakış açısını edinmeden yaşamıyorsan; bil ki yalnızca kendini aldatıyorsun!.

Çevrendekileri aldatman sana yarın hiç bir yarar sağlamayacaktır!.

Yaptıkların, niyetinin “Allah için” “fiysebilillah” olup olmadığının göstergesidir!.

Allah için” olmayan beraberlikler er-geç son bulacak ve kişi bu beraberliğinden dolayı pişman olacaktır!.

Allah için = fiysebilillah” ne demektir?

Özündekini yaşamanın ve gereklerini ortaya koymanın yaşanmasıdır!…

Allah ahlâkıyla yaşayıp, Allah bakışı ve değerlendirmesiyle, yakınındakini-uzağındakini ve dahi tüm yaratılmışları değerlendirmek demektir!.

Karşındakini Allah’a erdirmek ve böylece Allah rızasının onda açığa çıkması için tüm varlığınla çaba göstermek demektir!.

“Allah için beraberlik” demek, bu amacı paylaşan “bir aradalık” demektir!.

Kişinin özündeki Allah’tan ve bunun sonuçlarını yaşamaktan “gâfil” olması, onun “gazâba uğramış olması” demektir!.

Gelecekte beklenen ateş ya da işkence beklentilerini “gazâb” sanarak; insanın yaşadığı andaki “gazâb”tan gafleti ise, “Allah gazâbına uğramış olmasının” açık yaşantısıdır!.

Allah gazâbına dûçar olmuş” kişi, özündeki Allah’ı tanıyamamış ve bunun gereğini hâlâ yaşayamamakta olan insandır!.

Bunu idrâk edememek de gazâba uğramışlığın bir başka belirtisidir!.

Evet, bu anlamlar doğrultusunda, yukarıda mânâlarını nakletmeye çalıştığım Âyetleri tekrar okuyup anlamaya çalışırsak…

Ne gerekçeyle olursa olsun, ne pahasına olursa olsun, Allah için yaşamanın zorunluluğunun “îmân”ın gereği ve sonucu olduğunu farkederiz!… “Îmân” bize nasip olmuş ise!…

Bu takdirde, en yakınımızdan en uzağımızdakine kadar, ikiyüzlülüğü bırakıp, inandığımız gerçekleri konuşur, Hakk`ı tavsiye eder, sonuçlarına da sabrederiz… Yapamayacaklarımızı söylemekten kaçınır, söylediğimizi de yaparız! Bugünü çevremizdekilerle hoş geçirmek uğruna îmânımızı satmaz; yarını riske sokmayız!.

Duygusal veya bedensel zevkler uğruna, bizi tatmin edenleri Rab edinmeyip; “Allah”a îmânın gereğini yaşarız!.

Allah indinde olan, eğlenceden de, ticaretten de daha hayırlıdır” (62-11)

Âyeti bize önemli bir uyarıdır “salât”ın ne olduğunu idrâk etmiş isek!

“Allah Rasûllüğünün” ve “Allah Rasûlü`nün yolunda yürümenin” ne demek olduğunu hâlâ anlayamamışsak, elbetteki bu yazdıklarımın hiç bir faydası da görülmeyecektir!.

Nasibi olan bunları okur ve, “bu da Allah’tandır” deyip hitâb edeni görür ve gereğini yaşamaya çalışır; nasibi olmayan da “Hulûsi bu defa da bunları döktürmüş” der; kurunup yolunda devam eder!.

Allah, “kendisine îmân eden” ve “îmânın gereği amelleri”, ortaya koyabilenlerden eylesin bizi!.

12.7.1998
New Jersey - USA