Sistemin Seslenişi -1

Ahmed Hulûsi

PERDE NE

“Perde”miz nedir ve nerededir biliyor musunuz?

İnsanların “somut” düşünmesi ne demektir biliyor musunuz?

Önce şunu anlayalım… “Soyut” ve “somut” içinde olduğu boyuta göredir!..

Sizin, beyninizde, farkında olarak algıladıklarınız “somut”tur… Bu “rüya” da olabilir; “hayâl” de!…

Burada ölçü, beş duyu ile onu algılamanız değil; beyninizin onu bir şekilde fark edilir hâle sokmasıdır… Yani, önemli olan, o şeyi, sizin, bir yolla farketmenizdir!. İşte bu farkedişle birlikte, o şey, sizin “somut”unuzdur!… İsterse başkaları için o şey, hâlâ “soyut” hükmünde olsun!.

Sizin “soyut”unuz ise, bilincinizde, bir sûrete, bir şekle oturtamadığınız için ne olduğunu tam bir açıklıkla farkedemediğiniz şeydir…

Bilirsiniz, öyle bir şey vardır, hissedersiniz; hattâ, sanki o şeye elinizle dokunacak kadar yakınsınızdır; ama gene de, onun adını koyup, ne olduğunu tesbit edemezsiniz!… İşte bu, “soyut”unuzdur!.

Bizim kullandığımız çoğu tâbirler, isimlendirmelerimiz, pâyelendirmelerimiz, değerlendirmelerimiz, hep GÖREdir ve kafamızdaki eskilere dayanan kendi “somut”umuza işaret aracımızdır!..

Beyin, biz daha farketmeden, olayları, kendi veri tabanına göre çok daha değişik şekilde değerlendirir!..

Beyne bir veri gelir… Beyin gelen bu yeni veriyi-dalgaboyunu, kendi eski verileriyle karşılaştırır… Eğer daha önce ona, yeni geleni andıran bir veri yüklenmişse, hemen onunla eşleştirerek sentez ve ona göre bir değerlendirme yapar. Siz, eski veriler ışığında o yeni veriyi değerlendirirsiniz böylece… Bundan da, “ben onu biliyordum zaten” çıkar…

Bu, rûha da böylece yüklendiği içindir ki, cennet boyutunda yaşayanlar bir takım şeyler için, “bu daha evvelce tattığımız şeylere benziyor” diyeceklerdir!… Oysa orada tadılan, bambaşka bir şeydir!… Ama bunu, anlatmaya çalıştığım olay yüzünden, burada farketmiş olanlar dışındakiler, farkedemeyeceklerdir!.

Bu sebepledir ki, bu dünyada, yepyeni ve ilk defa karşılaştığımız şeyi, hep eskiyle kıyaslamaya ve eskiye GÖRE değerlendirmeye kalkarsak; o yeni karşılaştığımızdaki ORİJİNALLİKTEN perdeleriz kendimiz!… Sonra da deriz ki, “yeni bir şey yok”!.

Oysa, eski bir şey yok!.

O”, her an yeni bir yaratışta!… Eskiyi tekrar yaratmıyor, yeniden veya yenileyerek!.

Öyle olsaydı, reenkarnasyon olur; meselâ, Abdülkâdir Geylânî yeni baştan gelirdi dünyaya bir başka resim veya isim altında!… Ya da bir başkası!.

Bilin ki…

“Düne ait ne varsa, dünde kaldı cancağızım”; diyor kaç yüzyıl önce Mevlâna Celâleddin… Ama bu sözün derinliğini ve kapsamını hiç düşünmüyoruz!.

Hep, yaşamı, eskinin, veya eskilerin, veya eskiden verilmiş mertebe, değer ve pâyelerin devamı olarak kabul ediyoruz!. Aklımıza gelmiyor, yeni –yeniden veya yenilenen değil- yaratış ne demek?… Bu neleri kapsıyor?

Tecdid”i, yeniyi ortaya koymak gibi anlıyorum ben, “fiy halkın cedîd”den gelen bir şekilde; “eskiyi yeniden” ortaya getirmek olarak değil.

Yenileri, eskiyle değerlendirdiğimiz için de, otomatik olarak geçmişin hayâl dünyasında yaşıyor; yarın, geçmiştekinin değişik elbiselisini göreceğimizi tasavvur ediyoruz!.

Dünyayı da böyle değerlendiriyoruz, Dini de, tasavvufu da, Evliyâyı da!…

Oysa, dün, ders almak; o dersle, yeniyi değerlendirmek için gereklidir; geri gidilmek ve yaşanmışı tekrar yaşamak için değil!. Bu “Allah’ın sistem ve düzeni”ne aykırıdır!.

Dün”ü değerlendirmek, ayrı şeydir; “dünde” yaşamak ayrı şey!.

Hayâl dünyanızdaki dünden gelen değer yargılarınız, pâyeleriniz ve kurgularınızla kendinizi bağlayıp, kayıt altına aldığınızın; bu yüzden yeni yaratılmış sayısız kemâlâtı gözden kaçırdığınızın farkında mısınız acaba?

Kemâlât sahiplerinden ancak kâmil işler çıkar!.. Eğer sen düne kıyaslayarak bir eksiklik görüyorsan, ya o kişi kemâlât ehlinden değildir; ya da öyledir, kendi eksikliğinden dolayı onun yaptığını eksik görüyorsundur; onun fevkindeymiş gibi değerlendirme yaparak!.. Hem hikmetini bilmezsin; hem de yeniyi, eskiye-eskilere kıyasla, yargılar, kendine göre değerlendirme yaparsın!.. Ama ateşi toprakla kıyaslayan bunda yanılmıştı!.

Biz insanları değerlendirmek için değil; kendimizi tanımak, geliştirmek ve yaşamımızdan pişmanlık duymayacağımız şekilde ölümötesine geçmek için geldik… Bunun dışındaki yönelimler, bizim, hedefimiz yolunda hızımızı düşürtür; telâfi edemeyeceğimiz şeyleri kaybettirir!.

Öyle ise tüm değerlendirmelerimizi yeni baştan gözden geçirmeyi deneyelim, eskiyle kıyaslamaksızın; önümüzdekileri, objektif olarak, bize verdikleriyle, “yeni” olarak farketmeye çalışalım… Ancak bu takdirde “yeni” olarak karşımızdakileri değerlendirmemiz mümkün olur…

Yaşamınızdaki değerlendirmeleriniz değil, tasavurunuzda oluşan tüm rüya ve hayâlleriniz dahi böyledir!… Onlar dahi, aynı şekilde, eski verilerinize kıyasla değerlendirilir… Bu yüzden de yorumlarınızı hep eskiye kıyasla yaparsınız…

Peki, karşılaştığınız şey, ya yeni bir şeyse, eskiyle alâkası olmayan!?… Ve siz, onun hakkettiğini vermemekle, ona zulmetmiş olmaz mısınız?… Ona zulmetmekle, kendi nefsinize zulmetmiş olmaz mısınız?

Acaba yaşam, eskinin kendini yenilemesi olarak mı açığa çıkıyor; yoksa yepyeni oluşlar var da, beynimiz hep eskiye kıyasla değerlendirme yaptığı için, biz öyle mi kabul etmek zorunda kalıyoruz?

Baktığımızda, dün gördüğümüzün aynını gördüğümüz düşüncesini taşımamıza karşın, niye “yeni”yi farkedemiyoruz?…

Bunun en basit açıklaması, yazdığımız yazılardaki yanlışları, tekrar okuduğumuzda farkedemeyişimizdir… Daha detaylı anlatmak gerekirse, “refresh” yapmadan, sayfa açmamızdır!.. Yani, eski veri tabanıylayeni”ye bakmamızdır!…

Ancak gerçekten “yeni”yi algılamak istiyorsak, “refresh” de yetmeyecek, belki toptan “format” atmak gerekecektir!… Bu da beyni sınırlı kapasite ile çalışanlar için fevkalâde güç, neredeyse imkânsız bir iştir!..

Peki olmayacak bir işse, niye bunları yazıyorum?

En azından böyle bir olay olduğunu düşündüm; ona göre varlıkları, yaşamı değerlendirmeye çalışıyorum; sizin de bundan haberiniz olsun, diye!… Zîrâ, “yeni”leri farketmezsek, hâlâ atamızın, babamızın veya annemizin “yenilenmiş”ini giymekte devam ederiz; gibime geliyor!.

Öyle ise gelin dostlar olabildiğince, eskiye veya başkalarına kıyaslamaları bir yana bırakıp, “yeni” olarak değerlendirmeye çalışalım her an tüm yaratılmışları!… Bazıları “şeriat” sözcüğü kapsamına “Kur’ân ve Hadis” yanısıra “kıyâs ve icmâı” da koyar; ama biz, o kanaatte değiliz!… “Şeriât”, bize göre, “Kur’ân ve Allah Rasûlü açıklamalarından” ibarettir!…

Gerisi, herkesin yorumunda ve sorumluluğundadır!.

28.11.1998
New Jersey- U.S.A