Cuma Sohbetleri

Ahmed Hulûsi

NAMAZ

8 Kasım 1996

Kitabı "OKU"mada, hikmete ermede, hiç aklıma gelmeyecek olan şeylerin sırlarına ermemde, takdîr-i Huda, âyetlere devam etmenin çok büyük faydalarını gördüm.

Biz fâniyiz. Kısa bir süre sonra aranızdan ayrılır gideriz.

Ama, isteriz ki, biz de insanların hayra, hikmete ermesine vesile olalım. Ardımızdan üç İhlâs ve bir Fatiha ile; “Allah razı olsun,” diyenlerimiz olsun.

Cennete giden hiç kimsenin Cennette mertebesi yükselmez!

Cennette mertebe yükselmesine karşı ne bir âyet var, ne de bir hâdis.

Dolayısıyla, bu dünya hayatında ilmini, irfanını basiretini ne kadar artırırsa kişi, ahirette de o mertebelerin gereğini yaşayacaktır.

Allah’ın  kurmuş olduğu mizân dolayısıyla biz bu dünyada yaşadığımız her anı, her dakikayı çok büyük bir nimet olarak bilmek zorundayız.

Âhirette, namaz var mı? Yok!.. Oruç var mı? Yok!. Zekât var mı?.. Yok!..

Cennette bunların hiç biri yok!. Halbuki bunlar dünyada insanlara, kendi mertebelerini yükseltsinler diye tavsiye edilmiş, önerilmiştir.

Allah’ın zâten böyle bir ibadete ihtiyacı yok!. Dolayısıyla yapacağın bu çalışmalar, senin mertebenin yükselmesi, Allah`a  daha fazla yakîn kazanabilmen içindir.

Sen bu dünyada ibadet çalışmaları yapmazsan, zaten öbür tarafta böyle bir çalışma yok!

Dolayısıyla bunların getireceği ``yakîn`` diye bir şey de söz konusu değil!

O zaman yapılacak bir tek şey var;

Zararın neresinden dönersem kârdır“ deyip olabildiğince buraya ağırlık verip, imkânların nispetinde bu güzelliklere ulaşmak zorundasın.

Gelişmene engel olacak şeylerden de uzak durmaya bak!.

Olayı basit olarak ele alın!.

Öldükten sonra yaşamın devam edeceğine inanıyor muyum?

Kendinize bunu sorun!.

Eğer, ``ben öldükten sonra yaşamım devam edecektir``  diyorsanız, kendinize ikinci bir suali sorun!

Peki, öldükten sonra yaşam devam edeceğine göre bu yaşamın şartları nedir?.

Bu yaşamın şartlarını bize Rasulullah s.a.v. bildiriyor; gerek Kur`ân âyetleri olarak, gerek kendi açıklamaları olarak.

Ölümden sonraki yaşamı ve şartlarını Hz. Rasûlullah s.a.v. bize bildirmiştir.

Ya, bu şartlara göre kendini hazırlayacak,

veya ``Ben Rasulullah’a inanmıyorum`` diyeceksin.

``İnanmıyorum`` dersen, o zaman kendi bildiğin gibi, nasıl istersen öyle yaşa!.

Ama, ``Rasûlullah’a inanıyorum`` diyorsan, o zaman Rasûlullah’ın dediğine göre, dediği biçimde kendini ölümden sonraki yaşam şartlarına hazırlaman gerekir.

Kur`ân diyor ki;

“Dünyada âmâ olarak ölen, Ahirette de âmâdır.”

O zaman tek şansın var.

Dünyada yaşarken bir takım gerçekleri görüp, hissedip, değerlendirip, yaşayabilmek önemli.

Dünyadan gittikten sonra artık, şansını kaçırmış oluyorsun.

Belki şöyle diyeceksin:

``Burada yapamadık, göremedik, elde edemedik ama, oraya gittiğimizde yaparız..``

Hayır!.

Hiç öyle bir şey umma! Öyle bir şey söz konusu değil!.

“Orada bana filânca yardım eder de benim mertebem yükselir…”

Hayır! Böyle bir şey muhal!.

Hiç kimse senin mertebeni orada artıramaz!.

Bu devirde en çok kullanılan bir söz de şudur, özellikle târikatlarda;

Biz bu durumda ölsek de önemli değil. Şeyhimiz orada bizim elimizden tutar. Bize mertebelerimizi atlattırır, yükseltir."

Hayır!

Böyle bir şeye dair ne bir âyet vardır, ne de bir Hâdis vardır. Tamamen bir uydurma bir zan!.

Hiçbir şeyh, veli, evliyânın öbür tarafta, dikey bir yükselmeye dair, şefaati yoktur, şefaat edemez!.

Yatay genişleme olur. Ama, yatay genişleme kişiye mertebe getirmez. Yani, levvameden, mülhimeye; mülhimeden, mutnainneye; mutmainneden, radiyeye kişiyi geçirtemez! Velev ki, dünyada iken geçmiş olsun...

Dolayısıyla, nasıl bir gelişme umuyorsan, onu dünyada iken gerçekleştirmek zorundasın.

Hz. Muhammed s.a.v‘ in en çok ettiği dualardan biri şu:

“Allahım bana eşyanın hakikatını göster.”

Eşyanın hakikatı denen şey, “her bir şeyin” demektir. Eşya, şey kelimesinin çoğuludur. Türkçe’ye Arapça’dan geçmiştir.

Dolayısıyla, “eşyanın hakikatını bana göster” demek, “her bir şeyin hakikatını göster” demektir.

Rasûlullah, bir gerçeği insanlara göstermek, öğretmek için bunları söylüyor.

Öyleyse, bizim amacımız da karşımızda “şey” adını verdiğimiz nesnelerin hakikatını görebilmek olmalıdır.

Eğer anlar, görürsen; o zaman  basiret gözündeki perde kalkacak, varlıkta her an yüz gösterenin Cenâb-ı Hak`kın kendisi olduğunu farkedeceksin.

Başını yüzünü ne yana döndürürsen döndür, ALLAH’ın vechinden gayrısını göremezsin. Sadece ve sadece, ALLAH’ın vechini görürsün.

Dünyada yaşarken Allah’ın vechini göremiyorsan; insanda olsun, hayvanda olsun, nebatta olsun, her bir birimde; o zaman perdelisin!.

Perde kalkmadan bu dünyadan gittiğin takdirde, öbür tarafta bu perdenin kalkması mümkün değil!.

Kime göre?

Kurân`a göre!

O zaman ya aklını kullanacaksın, o perdenin kalkması için bir şeyler yapacaksın; ya da boş verecek ve sonuçlarına katlanacaksın!.

Sohbete katılanlardan bir soru:

``Ben Allah’ın yolunda olmayı çok istiyorsam, ama bu benim kaderimde değilse, takdirimde yoksa, öbür tarafta büyük azap mı çekeceğim?..

CEVAP: Hayır!.. Eğer sen gerçekten bu işi çok istiyorsan, o isteğinin karşılığı da senin için oluşur. Çünkü, Kurân`da İnsan Sûresi: 76. âyet, şöyle der:

Ve ma teş`âune illâ en ye`şâ ALLAH.”

Sizdeki istek ve dilek, Allah’ın dilemesinin açığa çıkmasıdır...

Sen büyük istek ve şevkle Allah’ı istiyorsan bu, Allah’ın sana istettiği için meydana gelen bir istektir. Ve eğer Allah bunu istemişse, mutlaka seni bunun neticesine erdirecektir.

Ötekinde zaten böyle bir istek olmaz!. Olmadığı için onun sonucu da oluşmaz!

Yani, netice olarak sen eğer gerçekten samimiyetle istiyorsan, istediğin şeye de mutlaka kavuşursun. Kavuşmaman diye bir şey söz konusu değildir.

Nihâyetinde kötü veya iyi her şey ALLAH’ın dilemesi ile, isteği ile olmuş oluyor, değil mi?

Kesinlikle öyle!. Zaten onun dışında başka bir varlık yok ki!. O böyle olmasını diliyor, böyle yapıyor.

Soru:

``O halde biz, hayat olarak, akıl olarak hürüz diyemeyiz.. Öyle mi?``

Soruna göre,  sen benim “İSLÂM“ kitabımı okumamışsın. Onu oku!

* * *

Mezarlar ve mezarlık üzerine sorulan bir diğer sorunun cevabı ise şöyle;

Yüksek derecede Evliyaullah dediğimiz zevât hariç, öteki vefat edenlerin hiç biri Dünya’ya gelemez!.Göremez.

Ama sizin mezarda ölülerinize okuduğunuz âyet ve sûrelerin nuru onlara ulaşır, fayda sağlar.

Şuurun  bir müddet sonra mezar ile alâkası kalmaz!. Kişi kendi kabir âlemine  girdikten sonra mezarla bütün bağlantısı kesilir. Tamamen ``Berzah âlemi`` dediğimiz, esas kabir âlemine gider. Toprağın altında yoktur artık!..

Kişinin mezara konması, gidilip ziyaret edilmesi, yaşayan insanların gidip oraları görsün, ölümü unutmasın diye tavsiye edilmiş bir şeydir.

Yoksa ne toprak altında biri var, ne de toprak altından kalkıp gelip evine dönen, onlarla konuşan, onları gören bir ruh var!.

Bunlar, tamamen halkın uydurması!. Ayrıca, insanları ölüm ile korkutmak veya konuya yaklaştırmak için yapılan yakıştırmalardır.

* * *

Hacca gitmek günümüzde bir hayli zorlaştı. Büyük paralar istiyor. Ve toplumun büyük bir kesimi Hacca gitme imkânından mahrum!.

Hacca gittiğimiz zaman, ``Arafat``tan, anamızdan doğduğumuz günkü kadar bütün günâhlarımızdan arınmış olarak sâf, temiz bir hâlde geri dönüyoruz.

Peki?.. Bu güzel şey de, ancak, ALLAH’ın kendisine büyük imkân tanıdığı bir kimse ise, bu şansa sahip oluyor günümüz Türkiye`sinde!.

Hacca gidecek mâli imkânları elvermeyen bir kişiyi düşünelim!..

O kişi Allah’a imân ediyor. Rasulullah’a imân ediyor, ama, gayet doğal olarak beşer olduğu için de çeşitli eksikleri, noksanları, kusurları, yanlışları vs. var.

Bilerek veya bilmeyerek işlediği çeşitli kusur ve yanlışların getirdiği günahlarla da bezenmiş bir hâlde...

O zaman, bu kişinin kurtulma şansı nedir? Kendini nasıl kurtaracak?. Ne yapması gerekiyor?.

Böylesine imân sahibi olan kimselere Cenâb-ı Hak bir yol göstermiş ve kolaylık sunmuş. Bu kolaylığı bize Hz.Rasûlullah, Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa s.a.v. şöyle bildiriyor :

“Kılınan her vakit namazı, kendisinden önceki namazla arasında işlenmiş olan bütün günâhları siler, temizler, arıtır.”

Ve bunun misâlini de şu şekilde veriyor.

“Sizin evinizin önünden bir ırmak aksa ve siz bu ırmağa günde beş defa girip çıksanız, üzerinizde hiç bir kir, pislik kalır mı?"

Nasıl ki, günde beş defa yıkanan birinin üzerinde maddi bir kir, pislik kalmazsa, aynı şekilde günde beş vakit namazını edâ eden kişinin de üzerinde günah kiri kalmaz.

Ama burada bir incelik var. Bu anlatımda dikkat etmeniz gereken bir püf noktası var:

Yine Hz. Rasulullah buyuruyor ki:

“Fâtiha`sız namaz olmaz!“

Namazı edâ etmiş olmanın ana şartı, her rekâtta Fâtiha sûresini okumaktır. Nedir o Fâtiha sûresi ki...

Eğer bu, ``namazda okunmazsa o namaz yerine gelmiş, edâ edilmiş olmaz`` diyor Hz. Rasûlullah.

Ve, yine buyuruyor ki:

“Namaz, mü’minin Mi`râcıdır.”

Buradaki “namaz mü’minin mirâcıdır” ifadesini iki yönlü ele almak lâzım.

Namazın Mi`râc olması;

Mirâc`ın namaz olması…

Namazın Mi`râc olması ne demek?.. Mi`râcın namaz olması ne demek?..

Bunu düşünedurun...

Bu arada dikkat edin...Neden edâ edilen her namaz, kendisiyle öncekilerin arasındaki günâhların affına vesile oluyor?.

Yukardakine tapındın diye, o  yanındakilere emir mi veriyor, ``bu bana tapındı, bende onu bağışladım` diye?

Buna hiçbir gelişmiş aklı olan inanmaz..Ya nasıl?

Günün her hangi bir vaktinde, ansızın ölebilirsin. Öldüğün anda artık ana-baba, eş, çocuk, koltuk, iş, para, mal-mülk gibi değerlerin hiç geçerliliği kalmayacak! Tek başına başka bir âlemde ve ortamda olacaksın.

Bu ortama, dünyada yüklediğin tüm beşeri yükler ve günâhlarla gitmek mi?.

Yoksa, bütün bu beşeri yaşamdaki günahlarından arınarak, temizlenerek gitmek mi evlâ? Evvelâ buna bir karar vermek lâzım.

Eğer günâhlardan arınmış, temizlenmiş olarak gitmek istiyorsak, bunun en kolay yolu günde beş vakit namazı, vakitlerinde edâ etmektir.

Hacca gidip günahlarından arınan için, şöyle dediğinizi işitir gibi oluyorum:

Şöyle dediğinizi işitir gibi oluyorum.

Eee canım, Allah ona para vermiş, imkân vermiş. Hacca gitti, bütün günâhlarını sıfırladı geldi. Benim param olmadığı için gidemedim!.

Senin paran yoksa, imkânın yoksa Cenâb-ı Hak sana da beş vakit namazı ihsan buyurdu. Günde beş vakit edâ ettiğin zaman her bir namaz arasındaki günahlardan temizlenip, arınıp, sıfırlanıyorsun!.

Peki, bu beş vakit namaz da neye bağlı?

Fâtihanın okunmasına bağlı.

Fâtihasız namaz olmaz!

Fâtiha sûresinde ne var ki, Fâtihasız namaz olmuyor?.

Kurân`ın diğer sûrelerinde olmayıp da sadece Fâtiha sûresinde olan ne?.

Fatiha sûresinin en önemli en can alıcı âyeti;

“İyyake nâ’budü ve iyyake nestaiyn,” dir.

İnsanın bütün günâhlarının bağışlanmasına sebep olan âyet, “iyyake na’budü ve iyyake nestaiyn” âyetidir. Niçin?..

Buna girmeyeceğim. Her kes kendi bünyesinde, kendi ilmine göre, kendi mertebesine göre düşünsün araştırsın!..

Ama buradaki sırrı size söylüyorum.

Buradaki sır “iyyake na’budü ve iyyake nestaiyn” dir. Onun için namazda Fâtiha`yı okurken özellikle bu âyeti düşünerek okuyun!. Üstünde durarak okuyun!.

Namaza durduğunuz zaman, ezbere, düşünmeden, bir teyp gibi değil; namazı düşünerek, üstünde durarak okursanız, farkını ve faydasını mutlaka görürsünüz.

Bu masayı üstün körü, şöyle bir silmek var; bir de bastırarak, işine önem vererek silmek var. Ehemmiyet vererek silersen tozu, masa daha iyi temizlenir.

“İyyake na’budu ve iyyake nestaiyn” âyetini de düşünerek, anlayarak, hazmederek tekrar edersen, mermerin üzerindeki kirleri böyle almışın gibi bütün günâhlarından arınır, temizlenir, pâklanır ve o namaz sonrasında vefat edersen, o namaza kadar olan bütün günâhlarından arınmış olarak Ahirete intikal edersin...

Böyle bir kısmeti böyle bir şansı, imanı olan hiç kimse tepmez!

Öyleyse, bize verilen beş vakit namaz nimetini çok iyi bilelim.

Vaktin yok, mümkün değil, sünnetlerini kılamıyorsun. Kılamazsan da hiç olmazsa fazladan geçtik, farzları edâ etmeye çalış ve Fâtiha`yı okurken de bilinçli, şuurlu olarak oku!. Özellikle “iyyake na’budu ve iyyake nestaiyn” âyetini bilinçli, şuurlu bir şekilde düşünüp tefekkür ederek tekrar et!.

Allah, bütün namazlarınızda bilinçli olarak Fâtiha`yı OKUmayı ve özellikle bu âyetin üzerinde durmayı, anlamını açmayı bize kolaylaştırsın!. Bu sırrı anlamayı bize nasip etsin!.

Ben bu sırrı size açamam!.. Niye açamam?..

Çünki siz, yumurtayı dışarıdan kırarsanız, içindeki civcivi öldürürsünüz.

Civcivin kendisinin yumurtasını kırıp dünyaya çıkması, açılması gerekir. Vaktinden evvel yumurtayı kırdığınız takdirde içindeki civcivi öldürmüş olursunuz.

Siz, kendi yumurtanızı kendiniz kırarak çıkmak zorunda olduğunuz içindir ki, sırrın “iyyake na’budu ve iyyake nestaiyn” olduğunu söyleyebilirim. Ama, niye bu âyette böyle bir sır var; bunu açamam!.

Kasımın 11 inde, Pazartesi gece başlayan üç aylar hepinize bereketli gelsin. En güzel bir şekilde bu üç ayları oruçla geçirmenizi tavsiye ederim.

Hattâ sağlığı elverenler bu üç ayları bazen bağlamalı yapıp, iki günü birleştirirlerse çok daha fazla yararını görürler. Tabii ki, bunu sağlığı müsait olanlar için söylüyorum.

Haftaya, Perşembeyi, Cumaya bağlayan geceRegaib gecesi`dir.

O geceyi de özel olarak çok iyi bir şekilde değerlendirin!. Tesbih namazı kılın!. Özellikle dualardan okuyabildiğiniz kadar okuyun! Ama, ezbere lâf olsun diye değil! Her bir duanın mânâsını düşünerek, sanki benimle konuşuyormuş gibi, sanki, bana o duayı ediyormuş gibi bilinçli olarak duaları okuyun!.

Allah hepinize mübarek etsin!

*  *  *