Cuma Sohbetleri

Ahmed Hulûsi

NE DAĞITIRSAN

1 Kasım 1996 

İnsanı gerçeği görmekten alıkoyan en büyük engel, önyargılı yaklaşımıdır.

Kalekapısı`ndaki bir insana “Hulûsi’yi duydun mu?” desem, hasbelkader Antalya’da yaşıyorsa, “duydum” der.

Hulûsi ismini duyduğuna göre, “Bana anlat Hulûsi’yi!“ dersem, hiç bir şey anlatamaz!

Çünkü, "Hulûsi" bir isimdir. Bir kelimedir. Bir varlığa, bir objeye verilen addır.

Hulûsi bir isim olduğu gibi, her nesneye de konmuş bir isim var. O isimle o objeye, o varlığa işaret edilir.

"Allah" kelimesi de bir isimdir. Bir objeye, bir varlığa işaret eden bir isimdir.

Bu ismin karşılığını kavrayabilmemiz için bir yol var. O da bu içinde yaşadığımız âlemi, evreni olabildiğince tanıyabilmekten geçer.

Çünkü, varlığı meydana getiren gücün kökenindeki bilinç tek olduğuna göre, varlığın tekliğini de artık bildiğimize göre, bizim Allah’ı tanıyabilmemizin yolu, O’nun yaratmış olduğunu tanımaktan geçer.

Ayrıca, Kurândaki “O’nu“ anlatan işaretleri değerlendirmekten geçer.

Allah’ın yaratmış olduğu bir Sistem var, bir Düzen var.

Yani, Allah ismi ile işaret edilen bir varlık ve O’nun vasıfları var.

Bu varlığın vasıfları arasında ilk başta tanıdığımız, gördüğümüz nedir?

Hayat, İlim, İrade, Kudret sıfatları…

Hayat, İlim, İrade sıfatları kendisine dönük sıfatlardır.

Kudret sıfatı ile birlikte kendindekini açığa çıkarmaya dönük özellikler meydana gelir.

Bu sıfatlar içinde, dördüncü sıfat diye bilinen, bahsedilen Kudret sıfatı çok önemlidir.

Kudret sıfatından sonra da, Semi, Basir ve Kelim gelir.

Bu sıfatlar, ilâhi rahmetin neticesi, sonucudur.

İlâhi rahmet deyince bizim genellikle anladığımız nedir?

Genelde, anladığımız merhamettir...

Halbuki, İlâhi rahmetin manâsı, “merhamet” kelimesinin anlamı gibi dar bir kapsam ifade etmeyip, daha genel olarak “ilâhi rahmet”, tüm varlığın oluşmasına yol açan vasıftır.

“Her şey Allah’ın rahmetinin eseridir” demek; “her şey, Allah’ın rahmetinin neticesi olarak var olmuştur,” demektir.

Yani, daha genellersek; “Allah’ın üretmesinin neticesi olarak vardır".

Çünkü, Rahmeti meydana getiren Rahim ismi ne yapar?.

Üretir...

Bunun da en orijinal yapısı, kadında mevcuttur. Kadındaki üreme, daha doğru bir deyişle üretme organının adı Rahim’dir.

İşte Allah’ın rahmet sıfatı da, üretme sıfatıdır. Bu üretme sıfatı, Allah’ın esmasının işaret ettiği mânâların özelliklerinin eserlerini üretir.

Fakat, bu üretilen varlıkların yer aldığı sistemde hâkim unsur, “Kudret” tir.

Allah’ın sıfatları arasında kudret sıfatı vardır, acz, yoktur!..

Bunun neticesi olarak da kudret sıfatı sayısız varlıklarda zahîr olur. Ve her kudret sıfatının izhar olduğu varlık, kudret sıfatının izhar olmadığı varlığı yer, yener, yok eder.

Sürekli olarak varlıkta hep bir şeyler, bir şeyleri yok eder. Bu bir şeylerin bir şeyleri yok etmesi, yok edende kudret sıfatının açığa çıkmasının neticesidir, eseridir!.

Bunun kudretinin sonu olmadığı gibi, var olan bu varlıkta da, yok etmenin sonu gelmeyecektir. Her an bir şeyler bir şeyleri yok edecektir.

Biz kendi varlığımızda mevcut olan bütün esmâ-i ilâhinin manâlarını ne kadar bilip, tanır, bulursak, o nisbette Mutlak Varlığı tanımış oluruz.

Bu gün hoca, Cuma hutbesinde bir âyetten bahsetti.

Allah, sizleri değiştirmez, sizler kendi kendinizi değiştirmedikçe!

Yani, senin kendini değiştirmen, Allah’ın değiştirmesi denen şeydir.

Herkes kendi amelinin neticesini yaşar, amelinin karşılığını alır” dediğimiz zaman, bizim kafamız gayrı ihtiyari der ki:

"Ben bir şey yapacağım, karşıdan bir şey gelecek!.."

Hayır!.

Herkes kendi amelinin, kendi aşikâr ettiğinin neticesini yaşar” dır, bunun mânâsı...

Ne yaparsan, o ortaya koyduğunun neticesi senin için oluşur.

Neler yaparsan, beynindeki “o fiili   ortaya koyma özelliği” o istikamette daha gelişir ve bu defa o gelişen kapasitenin ürettiği hâli yaşarsın...

İşte şimdi burada önemli bir noktaya atlıyorum.

Sen ne üretirsen, ne dağıtırsan, o ürettiğin ve dağıttın nesnenin cinsinden sana dönüş olur. İşte bu durum, şu sorunun cevabıdır.

Bu gün toplumlar içinde, Türkiye’de olsun, başka toplumlarda olsun, pek çok zengin sayısız mal, mülk, para dağıtıyor…

Fakat bu zenginlerin hiç birinde ilim, irfan, velâyet mertebeleri meydana gelmiyor. Allah yolunda milyarlar harcıyor ama, karşılığında mâneviyat gelmiyor.

Gelmez! Çünkü, para veriyor, erzak veriyor, yiyecek-giyecek veriyor. Onun da verdiğinin karşılığı aynı boyuttan geliyor. Serveti artıyor, parası artıyor, malı artıyor. Verdiği şeyin cinsinden, türünden karşılığını alıyor...

Öbür taraftan âlim, ilim dağıtıyor. Onun da ilmi artıyor.

Evliya, velâyet kemâlâtından olan, yakîn ilmini anlatıyor. Onun da yakîni artıyor.

Ne verir, ne dağıtırsan, sana gelen de, o dağıttığının türünden, cinsindendir...

Onun için eskiler demişler ki, "Hiçbir şey yapamıyorsan, Ku`rân al yakınlarına, etrafa hediye et, dağıt, paylaş!.."

Câmilere Kur`ân hediye etmenin, dağıtmanın, bağışlamanın anlamı da budur.

İlim kitabı dağıtırsan, sana ilim gelir. Yiyecek dağıtırsan, yiyecek gelir. Yani, senden ne çıkarsa, beyninde hangi istikamette bir açılım oluyorsa, o istikamette beyninde kapasite gelişir ve üretir.

Öyleyse, üretmek ve dağıtmak insanın esas amacı olmalıdır.

Kur`ân`da devamlı tekrarlanan “Salâtı   ikâme et”deki murad, Salâtın Mi’râc`a dönüşmesidir.

Namazın Mi’râc`a dönüştüğü zaman sen, mâneviyatta sayısız hâllerle bezenirsin, yaşarsın, hissedersin...

Mâneviyatta aldığın bu hâlin akabinde. “zekâtını ver!” kısmı gelir.

Yani, “mânen yaşadığının güzelliklerini çevrendekilerle paylaş! Onlara bunu anlat! Onlar da bunu yaşasınlar. Yaşayamayanlar, bundan hisse alsınlar, “dır, buradaki "salâtı  ikâme et” den sonraki “zekâtı ver,” in mânâsı...

Demek ki, ne üretir, ne dağıtırsan, dağıttığının karşılığını alırsın. Para ve erzak dağıtırsan, para ve erzakın 10 mislinden 700 misline kadar artar. İlim dağıtırsan ilmin artar. İrfan dağıtırsan, irfan artar.

Pirinç, fasulye, nohut dağıtıp mâneviyât ilmi alacağını düşünme! Zira, böyle bir sistem yok!.

Sistem, ürettiğinin ve dağıttığının türünden alman üzerine kurulmuştur.

Şimdi, anlattıklarımı bir kenara koyun ve çevrenize bir bakın!

Kim ne dağıtıyor?.. Ne alıyor?..

Yüz milyonlar dağıtan hangi zengin, ilim ve mâneviyat sahibi oluyor? Var mı hiç böylesi?

Ama, ilim anlatanların ilmi devamlı artıyor!.

Ne dağıtırsan,  sende de o artar!.

İşte beynin çalışma sistemi budur. Beynini ne yönde çalıştırırsan, o yönde kapasite artar.

Günde onbeş dakika yüzersen, yüzme kapasiten artar.

Günde yarım saat yürürsen, yürüme kapasiten artar.

Günde bir saat futbol oynarsan, futbol kapasiten artar.

Beynini devamlı hangi yönde çalıştırırsan, o yönde kapasiten artar.

Zikre başladığın zaman, zikir başta sana çok ağır gelir. Yarım saatte kafam çatladı dersin. Ama, aradan aylar geçince, başlangıçtakinin on misli daha zikir yapabilirsin. Çünkü kapasiten artmıştır.

Başlangıçta, kitaptan bir sayfa okursun, “kafam durdu, almıyor” dersin. Ama, okudukça, bir sene sonra baştan sona kitabı bir okuyuşta bitirirsin, hiç bana mısın demezsin. Zira, kapasite ziyadesiyle gelişmiştir.

Önemli olan, senin beynini hangi istikamette geliştirdiğindir...

Eğer kız-karı peşinde koşuyorsan beynin bu alanda gelişecek ve bunun dahasını isteyeceksin...

Mânevi ilimler, mâneviyat istiyorsan, elde ettiğini olabildiğince çok kişi ile paylaşacaksın, anlatacaksın, konuşacaksın, dağıtacaksın!.

Hiçbir şey yapamıyorsan, imkânların dahilinde birkaç ilim kitabı al ve dağıt! Zira, ilim kitabı dağıtınca, sana ilim gelecektir.

Ne dağıtırsan onun karşılığını alırsın. Allah’ın sistemi bu!.

Bu günlük de bu kadar olsun. Cumanız mübârek olsun!

Allah, hepimizin muîni olsun!.

*  *  *