Tövbe – Tevbe

Tövbe – Tevbe kavramının anlamı

·         Yanlışını idrak edip, kesinlikle o işi bir daha yapmama kararı “Tövbe”dir!
Hâlinden pişmanlık duyma ve üzülme, istiğfardır; dille “estağfirullah” demek değil!.
Öyleyse günlerinizi boş vakitlerinizi daima sistemi anlayıp, “OKU”mak için değerlendirin… Bilmediğiniz şeylerin size bir getirisi olması mümkün değildir!

·         Tevbenin kabûlünün alâmeti ise, kişinin daha önceki yanlışına yol açan davranış ve değerlendirmelerinden arınmasıdır. Bu arınma kendisinde oluşmadığı sürece, o kişinin tevbesi kabul olunmuş değildir… Bu arınma, Kur’ân ‘da “tevbe-i nasûh” olarak anlatılır..

·         Tövbe, lâf olsun diye, yaptım işte demek için; ya da biri yap, şu kelimeleri tekrarla dedi, diye değil; nasuh olarak yapılmak zorundadır. Yoksa oyun eğlence ve hatta alay gibi değer lendirilebilir.

Nasuh tövbe nasıl anlaşılmalıdır?..

İnsanın, yaptığı işin gerçekten yanlış olduğunu farkedip idrâk etmesinden sonra, bu yapmaması gereken fiîli işlemekten dolayı büyük bir pişmanlık duyması; ve bir daha o fiîli asla işlememeye karar vermesi ve bundan sonra Allâh’a karşı bu kararını itiraf ederek bağışlanma dilemesi nasuh tövbesi olur.

Yanlış bir fiîli yapmaktan dolayı özür dileme ise “istiğfar“dır. 

 

 Konuyla alâkalı bilgiler

·         İşin hakikatini sistemin gerçeğini kavramaktır önemli olan. Eğer işin hakikatini doğrusunu fark ederseniz, bu gerçek doğrulara göre, yanlışlarınızı görüp idrak edeceksiniz demektir..
Onların yanlış olduğunu, yapılmaması gereken, size zarar veren şeyler olduğunu idrak ettiğiniz zaman; bunu kesinlikle bir daha yapmamaya karar verirseniz, işte bu idrakınızın oluştuğu an, sizin “Tövbe” anınızdır!
Eli ateşe girip yanmış bir insan ikinci defa elini o ateşin içine sokmaz!.

·         Kişi ister iyiniyet ister kötü niyetle olsun başkalarının maddiyatına veya maneviyatına zarar vermişse onlara verdiği zararı telafi etmedikçe tevbesi geçerli olmaz. Hayalindeki tanrıya tevbe etmek boş iştir. Zararın telafisi tevbede esastır. Hatasını anlayanın tevbesi verdiği zararı telafi etmesinden geçer. Aksi halde o vebal ile ahirete gider.”

·         Rasûlullah (salla`llâhu aleyhi ve sellem)şöyle buyurmuştur:
-Ölen bir kimse yoktur ki, pişman olmasın. Eğer iyi işler yapmışsa, fazla yapmadığına, günahkâr ise, tevbe etmediğine pişman olur.” (Tırmizî)

·         Bir kişi herhangi bir suç işlerse, diyelim ki kumar oynadı veya zinâ yaptı veya içki içti, bunları yapmakla, imansız olmaz, imandan çıkmaz!..İslâm’dan dışarı çıkmaz!..
Tevbe eder.

Burada hemen tevbe olayını değinelim. Ne günah işlemiş olursan ol hemen akabinde vakit geçirmeden yaptığına pişman olarak, nefsinin arzusuna kapılmış olarak, Allah’a yönel ve tevbe et!..

Kul bir günâh işlediği zaman Allah onu tevbe etmesini bekler. Şayet akabindeki bir gün içinde tevbe etmezse, o zaman o günah onda sâbitleşir. Fakat tevbe edersen, muhakkak Allah tevbe edenlerin günâhını affeder.

-“Ben günah işliyorum, ama vazgeçemiyorum ki, tevbe edeyim.”
Hemen bunun cevabını verelim. Gene de, sen o işlediğin günahtan sonra, Allah’a yönel ve tevbe et!. Ola ki, Cenâb-ı Hak o tevbeni kabul buyurup, seni bir daha günah işlemekten korur!..

Burada önemli olan, Allah’a karşı suçlu olduğunun bilinci içinde, ona yönelmendir!..

·         Hac günü belirli bir süre Arafat`ta bulunup geçmiş günahlarına tevbe eden kişi, kul hakkı da dahil olmak üzere o ana kadar ki bütün günahlarından kurtulur!.

·         Günahını bilmeden tövbe ediyorsun, bu nasıl tevbe; diyor Yunus!..

·         Eğer bir kişi, îmân bilgisiyle yaşıyor; fakat îmân esaslarının gerektirdiği şekilde yaşamı ve olayları değerlendiremiyorsa; o kişi “mekr”e uğramışlardandır ki; bundan kurtulması da ancak Allah’a tevbe etmesine bağlıdır!. Karşısındakine “hakkettiğini” vermesine bağlıdır!. Allah’a tevbe ise, kişinin yanlış düşündüğünü idrâk edip, bundan vazgeçmesi hâlinin adıdır!. Yanlışta yürürken de bunu farkedebilmek muhakkak ki, çok güçtür!…

·         İnsan yaşadığı sürece, tevbe-pişmanlık kapısı açıktır. Zararın neresinden dönülse kârdır!. İş ki nankörlerden olmayalım!.

·         NİSA suresi
17-) İnnemettevbetü alAllâhi lilleziyne ya`melunessûe Bi cehaletin sümme yetubune min kariybin feülaike yetubullâhu aleyhim* ve kânAllâhu Aliymen Hakiyma;
Allâh`ın kabul edeceği, cehalet nedeniyle yapılan kötülüğün fark edilmesi akabinde yapılan tövbedir. İşte Allâh, bunların tövbesini kabul eder. Allâh Aliym`dir, Hakiym`dir.

18-) Ve leysetittevbetü lilleziyne ya`melunes seyyiat* hatta izâ hadara ehadehümül mevtü kale inniy tübtül ANe ve lelleziyne yemutune ve hüm küffar* ülaike a`tedna lehüm azâben eliyma;
Yoksa hayatı kötülük yapmakla geçip de, ölüm anı gelince “İşte şimdi tövbe ettim” diyenin tövbesi yoktur! Hakikati inkâr ederek yaşayıp, son nefeste tövbe edenlere de yoktur! İşte onlar için feci azap hazırlamışızdır.

·         TAHRİYM suresi
8-) Ya eyyühelleziyne amenû tûbû ilAllâhi tevbeten nesuha* `asâ Rabbuküm en yükeffire `anküm seyyiatiküm ve yudhıleküm cennatin tecriy min tahtihel`enharu, yevme lâ yuhzillahunNebiyye velleziyne amenû me`ahu, nuruhüm yes`a beyne eydiyhim ve Bieymanihim yekulune Rabbenâ etmim lenâ nûrenâ vağfir lenâ, inneKE `alâ külli şey`in Kadiyr;
Ey iman edenler! Allâh`a özden ve kesin bir tövbe ile tövbe edin! Umulur ki Rabbiniz kötülüklerinizi sizden örter ve sizi altından nehirler akan cennetlere dâhil eder. O süreçte Allâh, O Nebi`yi ve Onunla beraber iman etmişleri rezil – rüsva etmez! Onların nûru, önlerinden ve sağ taraflarında koşar. Derler ki: “Rabbimiz… Nûrumuzu tamamla ve bizi mağfiret eyle… Muhakkak ki sen her şeye Kaadir`sin.”

·         “Ey âdem oğlu, dua senden icabet benden; istiğfar senden, bağışlamak benden; tövbe senden, kabul etmek benden; şükür senden, fazlasıyla vermek benden; sabır senden, yardım benden… Ne istedin ki benden sana vermedim.”

·         Hatadan dönmenin yolu tövbeden geçer. Yaptığının yanlış olduğunu farkedip pişmanlık duyarak tövbe ettiğin zaman, bağışlanma seni beklemektedir. Üstüne üstlük dualarına icabet mükâfatı da cabası!..
İş ki, yarın tövbe ederim, öbürgün tövbe ederim deyip, tövbeyi ertelemiyelim. Zirâ tövbeyi erteleyenlerin çok büyük bir kısmı tövbe edemeden diri diri mezarı boyladılar ve canlı bir şekilde o kabir âleminde yaptıklarının neticelerini yaşamaktalar.

·         Rasûlullah salla’llâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
-Kim, Tanrı yoktur Hay ve Kayyum olan O vardır. Bağışlanmayı Allâh’tan dilerim, tövbem O’nadır. derse, savaştan kaçmış bile olsa günâhları bağışlanır.’

·         Ne kadar büyük suç işlemiş olursak olalım, asla umutsuz olmayalım; ve Allâh`a yönelip tövbe etmeyi ertelemeyelim!..

·         Keşke bu hatayı yapmasaydım da bu sonuç olmasaydı!” demek boşuna!.. Hayır!. Sen, o hatayı yapacaksın ve o sonuç olacak!. Çünkü, ondan alınacak çeşitli dersler var. Sende mevcut olan bazı duygular böylece törpülenecek!.. Yaradılış amacındaki noktaya ancak öylece ulaşabilirsin, başka türlü mümkün değil!..

Yapılan hata ve günâhlarda dersler ve ibretler vardır… Tövbe edersin, günah silinir gider. Ama, olandan ibret alırsın, ders alırsın!.. Çünkü yaşam, sadece ve sadece kişinin yaradılış gayesindeki hedefe, yoğrularak-yontularak, terbiye olarak ulaşması içindir!.

·         «Eğer siz günah işlememiş olsaydınız, Allah yeni bir kavim yaratır, onlara günah işletir de sonra tevbe ettirirdi.»

·         Tövbe kapısı açık!..

·         Mehdî” bâtınından gelmedikçe, dünyanda hidâyete eremezsin!.
Son nefese kadar tövbe kapısı açıktır; ama geçmişi telâfi asla mümkün değildir!.
Gel sen, kendine kendin gibi bir yâr seçmekten vazgeç de; “Allah”ı yâr seç!.

·         İslâm’ın 5 şartındaki eksiklik, noksanlık imanın dışına, İslâm’ın dışına götürür insanı. Bir büyük günâhın akabinde tövbe söz konusudur!.. Ama önerilere isyan, red imanı ve İslâm’ı reddetmektir!.. İmanı ve İslâm’ı reddedenin hâli ise küfürdür!.

·         Allah, yakîne erdireceklerine yanlışlarını ve perdelerini fark ve idrak ettirir; tövbeyi nasip eder. Takdirinde gaflet olan ise, ilmine yüz çevirip; duygularıyla yaşamını cehennem etmeye devam eder…

·         Yaradanından sık sık af dile, istiğfar et. Ama, sözümüzü iyi anla!..
Sadece, bir papağan gibi, hep “Estağfirullah” veya “tövbe ya Rabbî” de, demiyorum!..
Gerçek tövbe, yaptığın işin hakikaten hatalı olduğunu idrâk edip, bundan pişmanlık duyduğun zaman edilmiştir.

·         Bil ki, Allah, “şirk koşanları” sevmez ve tövbe etmedikçe affetmez. (1)

·         ET TEVVAB… Hak ve hakikati algılatıp kavratarak, o birimin kendi hakikatine dönüşünü oluşturan. Tövbeyi yaşatır. Yani, birime yaptığı yanlışlardan dönmeyi ve verdiği zararları gidermeyi nasip eder. Bu isim özelliği açığa çıktığında Rahıym isminin özelliğini tetikler. Sonuçta kişinin hakikatinin getirisi olan güzellikleri ve müşahedeyi yaşatır.

·         EL AFÜVV… Şirk dışında işlenmiş bütün suçların tövbesini kabul edip, affedendir. Şirk hâli yaşamında bu ismin özelliği açığa çıkmaz. Burada fark edilmesi önemli konu şudur. Suçun affı demek, o kişinin af öncesi yaşantısındaki kayıplarının geri kazanılması demek değildir. Geçmişin telâfisi ve kazası yoktur Sünnetullah’ta!

 

 

January 24, 2014 in Nasuh Tövbesi, Tövbe - Tevbe
Tagged