Emmare Nefs

 

Emmare Nefs kavramının anlamı

 

·         Kendini beden kabul eden insan tamamiyle bedene ait tatmin ve zevkler doğrultusunda yaşar ki, bilinç bu düzeydeki düşünceleri itibariyle “emmare nefs” adını alır…

·         Avam, yani bütün beşer normal olarak “Nefs-i Emmare” diye târif edilen mertebenin gereğini yaşarlar.

“Nefs-i Emmare”… Bedene dönük bir yaşam biçimi… Kendini beden kabul etme ve bedene dönük arzu ve istekleri yerine getirir tarzda yaşam biçimi!…

·         Nefs“, bilincinizin rengine bürünen, “ben” kelimesiyle işaret ettiğiniz soyut varlığınızdır!.. “Hayat” sıfatının varlığını oluşturması sebebiyle “Ruh” ismini alır.. Kişilik bilincinin oluşması ertesinde birim “ruh”a izâfe edilir.. Bilince izâfetle “nefs” denilir ve bilinç mertebesine göre isimlenir.

Ruh“la “hayat” bulmuş “nefs“te mevcut olan “Benlik” kavramının oluştuğu “bilincin seviyesinin adı“dır, “Nefs-i emmare“!.

·         Nefs“, bedende kendini tanıdığı ve beden kabul ettiği için; bedende gözünü açtığı için, bedenin istek ve arzularını, kendi istek ve arzularıymış gibi kabullenip, bedene dönük emirler vererek yaşamını sürdürür. Bu yüzden de tasavvufta “emmare nefs” adıyla anılır!.

·         Emreden Nefs anlamına, “Emmare Nefs” denmiştir. Bu düzeyde yaşayan bir insan, bütün ağırlığını, yeme içme, rahatına düşkün olma, uyuma, seks, bedene dönük nam, şan şöhret peşinde koşma ile ortaya koyar.

·         Nefs kelimesiyle anlatılmak istenen esas itibariyle bilinçtir. Bilinç ilk oluştuğunda, veri tabanının getirisi sonucu, kendini beden olarak kabullendiği için, bedeninin tüm isteklerini kendi istekleri olarak benimser; tamamen bedenselliğe dönük ihtiyaç ve zevklere dönük yaşar. Bundan dolayı da “emmare nefs” olarak tanımlanır. Yani bilincin, kendini beden olarak kabulü söz konusudur bu anlayış düzeyinde.

·         Emmare; emredenden geliyor, emredici nefs. Emmare, emredici nefs demektir!
Emmare emredici nefs demekse, nefs emrediyor!
Emreden kim?.. “Nefs” isminin arkasında o fiile emreden, onun terkibi yâni emreden, “Rabbı” oluyor!.. Rabbına uymuş oluyor!..

·         Emmare nefs”;ki o tamamıyla hayvansal bir yaşamdır… Bedenin istek ve arzularına dönük bir yaşamdır.

 

 

 

 Konuyla alâkalı bilgiler

 

·         Emmare, Levvame, Mülhime, Mutmaine, Radiye, Mardiye ve Safiye!. Bu konuyu “KENDİNİ TANI” kitabında da detaylı anlatmıştık…

·         Büyüklenmekle“, kişi o mertebeden, “nefsi emmare” düzeyine “inme” durumuna girer; ki bu da mecazi ifadeyle “ALLAH`TAN UZAKLAŞMAK”; yani “ALLAH`ın la`netine uğramak” demektir!

·         LA`NET“, ALLAH`tan ayrı düşme, yani reddedilmiş olma; yani “emmare nefs” haliyle yaşama düzeyidir!…

·         Kişi, Emmare`de iken Levvame`ye geçer… Kâh Levvame halini yaşar.. Kâh Emmâre`ye düşer bedenin istek ve arzularına tabi hâle gelir. Yani, Emmâre ile Levvame arasında gidiş geliş vardır.

·         -Emmare nefs, Cennet’e giremez!… Niye?

·         “Nefsi Sâfiye” işaret edilen “kozmik bilinç“, şartlanmalardan, şartlanmaların oluşturduğu değer yargılarından ve değer yargılarından doğan duygulardan oluşan perdelerle ve varsayım kabulle “kendi özünden” uzak düşmüş ve nihayet “nefsi emmare” denilen en alt bilinç seviyesine düşmüştür…

·         Bâtın”ın, zâhirde gizli olduğunu… Sâfiye’nin, emmârede, kabın rengine göre açığa çıktığını… Tüm mertebelerin, aslında tek bir mertebe olup; “Ganî” orijinin, zâhirin şekil ve kalıbına büründüğünü…

·         Buzun neresinde hidrojen ve oksijen atomları?. Beynin neresinde akıl?… Emmârenin neresinde Sâfiye?…

·         Emmâredeki kişiye levvâmeyi anlatamazsınız; belki anlar gibi olur da HİSSEDEMEZ!. Ama levvâmedeki, hem emmâreyi anlar, hem de levvâmeyi… Mülhime’deki kimseye, mutmainneyi anlatamazsınız; ama o, hem mülhimenin farkındadır; hem de levvâme ve emmârenin ne olduğunu bilir…

·         Yedi isimle birbirinden ayrıymış gibi anlatılan bilinç, hakikat itibariyle tek bir bütündür, dedik ya… Bunun yanı sıra, kuvveden fiîle çıkış itibariyle, Emmâreden başlayıp, Sâfiyeye doğru yedi mertebe gibi saydıysak da, bu tümel yapıyı; gerçekte olay, işleyişi itibariyle tam tersinedir!.

·         İnsanları kötü yollara gitmekten koruyan, âhiret korkusu, tanrı korkusu ve cennet talebine dönük; tarîkat ismi taşıyan birçok topluluklar mevcuttur.

İşte bu realite dolayısıyla da, meraklı ve arzulu fakat kendisine hazım sağlayacak alt yapısı olmayan insanlar; gerçek “nefs terbiyesi” almadıkları için; yazıtlara veya ilim ehlinin sohbetlerine dayanarak, mevcut “emmâre nefs” bilinci üstüne, “mülhime bilgisi” giydirerek, “tasavvuf sonradan görmelerine” dönüşmektedirler!.

·         Hanımında veya beyinde veya çocuğunda ya da yakın arkadaşlarında Hak’kı göremeyip; onlara, isimleri perdesince davranmak, perdeliliğin açık itirafıdır!.

Yaşamı, yemek-içmek ve seks üzere kurulmuş; gününün çoğu, bunları düşünerek, bunların daha iyisini araştırarak geçen insan, “Sâfiye” mertebesinden söz etse; ya da “Mardiyye” bilgisinden dem vursa da, “Emmâre”den milim ileri gitmemiştir!.

Mülhime” bilgisine bürünmüş “emmâre”nin; “levvâme”si de hemen hiç görülmemiştir neredeyse!.

Zira, “Mülhime bilgisi” onun Deccalı olmuş; “emmâre”sindeki Deccal cennetini tercih etmiştir!.

Deccal, bireyin bilincinde açığa çıkar!. Deccal, bireyin karşısına çıkar!. Deccal, bir ülkede toplumun karşısına çıkar!. Deccal, tüm dünyanın karşısına çıkar!.

·         İnsanlara baş olup, hükmetme duygusu “emmâre”nin dışa vurmasından başka bir şey değildir!.

·         Dedikodusu olanın ilmi yoktur; bunu kesin bilin!. İnsanları çekiştirenlerin, bilgisi ne kadar olursa olsun, nefis mertebesi “emmâre”dir; bunu hiç aklınızdan çıkartmayın!.

·         Allah’a imanla yola çıkıp; “mülhime”den sonra, birimselliğine tanrısallık atfederek, “küfr-ü mutlak”a girip; “nefsi emmâre”ye düşen; sonra da hatasını farkedemeyerek; ya da farketse de gururundan ötürü kabullenemeyerek, bu hâl üzere ölen çok kişi vardır ki; onlar, çevreleri tarafından bilgilerine ve söylediklerine bakılarak “velî” sanılmışlardır!.

·         Veli”, ilmin kıymetini bilir; insanların peşinden koşup, ilmi ayağa düşürmez!

Çünkü, “veli” mutmaindir ilminde ve hakikatinde; “mülhime” bilgisinin fitnesinden; “emmâre”nin göbeğinden uzak yaşamaktadır!.

İlimden sonra hevâsına tâbi olup; “mülhime bilgisini” kullanarak, “emmâre” nefsâniyetiyle insanlara tahakküm etmeye çalışanlar, sonunda hüsrana uğrayacaklardır!… Onlara tâbi olanlar da!

·         Ölmeden evvel ölme hâlini “Hakk-el yakîn” yaşayan “fetih” ehli kişiler hariç, diğerlerinin hepsi, “beyin radar dalgaları” sayesinde görür!. Bu durum ya tasavvufta çalışmalar yapmış ve “mardıyye nefs” mertebesine ulaşmış kişilerde meydana gelir;ya da “nefsi emmare”de olmasına rağmen bazı kişilerde “zulmânî feth” şeklinde “istidrac” yollu olabilir.. Bu konuyu “DUA ve ZİKİR” isimli kitabımızda geniş bir şekilde anlatmıştık.. Bu yüzden burada bu konunun detayına girmeyeceğim…

·         Nefsi Emmâre” yani “emreden bilinç” diye tanımlanan bu kişilik, kendini yalnızca beden yapı olarak kabul ederek, bildiği her şeyin bu “ben“e ait olmasını ister.

·         Cinlerin, “ârif“leri kandırmaları ise, “varlıklarının “Hak” olması sebebiyle hiç bir ibadet ve taate ihtiyaçları olmayacağı, ne yaparlarsa yapsınlar cehennemin onları yakmayacağı” yolundaki telkinlere dayanır!.. Ancak burada farkedilemeyen son derece önemli bir husus vardır:

Her boyutun kuralı kendine hastır; bir boyutun kuralı diğer bir boyutta geçmez!…

Yani, zât boyutunun, veya esmâ boyutunun gerçeği, efal boyutunun kurallarını ortadan kaldırmaz, veya geçersiz kılmaz!..

Bu sebebledir ki… Yeterli çalışmayı yaparak gerekli enerjiyi ya da nuru toplamayan kişi, hakikatı itibariyle “HAK”da olsa, cehennem ortamına gittiği zaman yanar!… Tıpkı bugün, hakikatı “HAK” olan kağıdın, hakikatı “HAK” olan ateşte yanması gibi!…

Tasavvufta, tarikatta öğretilen bilgiler; hakikatte öğretilen bilgiler; mârifete dair bilgiler; bunların hepsi de doğrudur!… Ama bunların hepsi de, bilinç boyutunda, şuur boyutunda geçerlidir!.

“Ârif”in şayet bu basamaklardan geçmiş bir yetiştiricisi yoksa, buradayken rahatlıkla “mülhime mârifetine sahip cinin” yoldan çıkartıcı telkinlerine kapılarak, “Mülhime nefs” mertebesine gelmişken yeniden “emmare nefs” düzeyine düşer!..

·         KÂFİRÛN 2-) Lâ a’budu mâ ta’budûn;
“Sizin tapındığınıza (nefsi emmârenize – bağırsak beyninize) ben tapınmam!”


 

 

 

May 6, 2014 in Avam, Bağırsak Beyin, Emmare Nefs, Emreden Bilinç, Hayvansal Yaşam, Nefs, Second Brain
Tagged